Bütçe açığı, işsizlik ve not indirim

Bu haftaki yazımızı, son dönemde güncellenen ülke kırılganlıklarından üçünü ele almaya; Ankara’daki yöneticilerimizin sürekli söylediği ve bizim bulamadığımız “olumlu ışıkları” aramaya ayırdık. Peşinen söylemeliyiz ki yine bulamadık.

Bütçe açığı, işsizlik ve not indirimi
 
Bu haftaki yazımızı, son dönemde güncellenen ülke kırılganlıklarından üçünü ele almaya; Ankara’daki yöneticilerimizin sürekli söylediği ve bizim bulamadığımız “olumlu ışıkları” aramaya ayırdık. Peşinen söylemeliyiz ki yine bulamadık.

REKORLAR KIRAN BEŞ AYLIK BÜTÇE AÇIĞI
Ülkede yaşanan ve Ankara yönetiminin sürekli olarak örtmeye çalıştığı ekonomik kriz ve 31 Mart yerel seçimiyle 23 Haziran İstanbul BŞ Belediye Başkanlığı “tekrar” seçiminin tahribatının etkileri, Mayıs Ayı bütçe gerçekleşmeleriyle iyice ortaya çıktı. Konsolide bütçe açığı 5 ayda 3.2 kat birden artarak 66.5 milyar TL’nı aştığını birlikte gördük. Böylece, “yıllık bütçe açığı” hedefin yüzde 82’sine, sadece 5 ayda ulaşılmış oldu.

Diğer yandan yılın 5 ayında, borç maliyetinin ayrık tutulmasıyla oluşan “faiz dışı denge” de (bütçe gelirleri – faiz dışı bütçe giderleri) 20,1 milyar TL açık verdi. Böylece, uzun yıllardır (2002 İstikrar Programı sonrası) her yıl fazla vererek, borçlanmanın bir bölümünü kapatmaya yarayan faiz dışı dengenin, bu yıl açık vererek borçlanmayı artırıcı etki yarattığına yeniden tanık oluyoruz.

Bu yılın ilk 5 ayında konsolide bütçe giderleri, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28.4 (enflâsyonun / yüzde 19,5 yaklaşık 9 baz puan üzerinde) artmasına karşın, gelirlerdeki artış yüzde 15'te ( vergi gelirlerindeki artış/enflâsyonun yaklaşık beşte biri) kalmıştır.

Devletin harcamalarındaki olağanüstü artışa karşılık, ekonomik krizin etkisiyle vergi gelirlerinde yaşanan ciddi düşüşten kaynaklanan bu ölçüdeki büyük açığın daha fazla artması, seçimlerin ardından yatırımların kısılmasıyla önlendiği anlaşılmaktadır.

Yaşanan ekonomik durgunluk ve kriz ekonomiyi küçültürken, devletin vergi gelirleri de bu gelişmelerden en ağır darbeyi yiyen kalem olmuştur. Bu bağlamda ülke ekonomisinin nabzını gösteren KDV, ÖTV ve Kurumlar Vergisi gelirleri azalırken, içki, sigara ve piyangodan elde edilenlerin arttığı gözlenmektedir.

Bu arada Cumhurbaşkanı’nın harcama yetkisinde olan bütçedeki “gizli hizmet giderleri/örtülü ödenek”, ilk 5 ayda 1 milyar TL sınırını aşarak 1 milyar 6 milyon 621 bin liraya ulaşmıştır.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız bu fotoğraf, 2019 yılı bütçesinin tahmin edilenden fazla açık vereceğini, dolayısıyla kamu borçlanmasının ister istemez artacağını, açıktaki artışın enflasyon üzerinde olumsuz etki yaratacağını çıkarımlarını vermektedir. Böylesi bir gelişmenin en bariz sonucu da, kamu harcamaları finansmanının, yurt içi ve dışı “borç verilebilir fonlar piyasasında” yaratacağı ek talep ve bunun da faizleri yükseltici etkisi olacağı, ek bir açıklamaya gereksinim yaratmayacak bir “potansiyel olgu” olarak durmaktadır. Bunun sonucu da, bugüne kadar ülke ekonomisinde “yönetilebilir tek çıpa” olan “bütçe çıpasının” da elden çıktığı gerçeğidir.

DÜŞÜRÜLEMEYEN İŞSİZLİK
Ülkenin bu başlıktaki AB ve OECD ülkeleri arasındaki zirvesi istikrarlı (!) bir şekilde, “Yunanistan ve İspanya’dan sonra üçüncülük” şeklinde sürmektedir.

TÜİK verilerine göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, 2019 yılı Mart döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 1 milyon 334 bin kişi artarak 4 milyon 544 bin kişi (geniş anlamda bakıldığında 7.7 milyon) oldu. İşsizlik oranı (dar anlamda) ise, 4 puanlık artış ile yüzde 14,1 (on yılın zirvesi) seviyesinde gerçekleşti. İş aramaktan vaz geçmiş işsizlerin de katılmasıyla (geniş anlamda) işsizlik ise yüzde 22 seviyesine ulaşmıştır.

Aynı dönemde, tarım dışı işsizlik oranı 4,2 puanlık artış ile yüzde 16,1 olarak tahmin edildi. Genç nüfustaki işsizlik oranı 7,5 puanlık artışla yüzde 25,2 (her 4 gençten biri işsiz) olurken, 15-64 yaş grubunda bu oran 4 puanlık artış ile yüzde 14,3 olarak gerçekleşti.

İşsizlik konusunda en çarpıcı gerçekleşme “istihdam oranında” yaşanmaktadır. İstihdam edilenlerin sayısı 2019 yılı Mart döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 704 bin kişi azalarak 27 milyon 795 bin kişi, istihdam oranı ise, 1,7 puanlık azalış ile yüzde 45,4 olmuştur.

İstihdam ve işsizlik konusundaki bu “sevimsiz” tablolun en başat yansıması, hane halkı harcamalarında düşüş olmaktadır. Bunun etkisi de GSMH’da düşüş olarak kendini göstermektedir.

MOODY’S NOT İNDİRİMLERİ SÜRÜYOR
14 Haziran gecesi, Amerikan kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, S-400 gerginliği ve yeniden seçim gündemlerine boğulmuş Türk piyasalarına bomba gibi düşen “not indirim” açıklaması yaptı. Dereceleme kuruluşu bu açıklamayla, Türkiye’nin kredi notunu Ba3’ten B1’e düşürdü ve ülkenin “kredi görünümünü de negatif” olarak değerlendirdi.

Kurum geçtiğimiz yılın Mart ayında yaptığı indirimin ardından Ağustos ayında da bir indirim yaparak, Türkiye’nin notunu Ba2’den Ba3’e düşürmüştü. Yapılan bu son indirimle birlikte, Türkiye’nin junk “çöp” seviyesindeki görünümü daha da derinleşmiş olmaktadır.

Türkiye’nin notunu bir kademe düşüren anılan dereceleme kuruluşunun “değerlendirme skalasına” göre, B1 seviyesindeki ülkeler “yüksek kredi riskine sahip” olarak kabul edilmektedir.

Moody's, Türkiye'nin kredi notunun düşürülmesine gerekçe olarak, ödemeler dengesi krizinin artmaya devam etmesini gösterdi. Kuruluştan yapılan açıklamada, borçların ödenmesi ve kalkınmanın sürdürülebilmesi için gereken nakit paranın temin edilmesine olan güvencin sarsıldığına işaret edildi.

Kurumun söz konusu açıklamalarına göre, Türkiye’nin döviz rezervi tamponları zayıf ve bunların gelecek 2 yıl içinde, ülke ekonomisinin geneli için öngörülen kısa vadeli yükümlülüklere göre daha da zayıflaması beklenmektedir.

Söz konusu not indirimine ilişkin raporda Moody’s, Türkiye’nin göreceli olarak sakin geçen Eylül 2018-Şubat 2019 sürecinin ardından, zaman zaman “kur artışı” ve “kredi döndürme zorlukları” ile açığa çıkan bir tür “döviz krizi” ile yeniden karşı karşıya olduğunu belirtmiştir.

Bankalar Notu
Diğer yandan Moody's, geçen hafta Cuma günü Türkiye'nin kredi notunu düşürmesinin ardından, bu hafta da 18 Türk bankasının kredi notunu da bir kademe indirdi. Kredi dereceleme kurumu 18 Haziran’da yaptığı açıklamada, kredi notu görünümünün "negatif" olduğunu belirtti.

Kurumun açıklamasında, “Not indiriminin, esas itibariyle ülkenin dış kırılganlığının önemli derecede artarak bankaları, yatırımcı güveni ve mudi davranışındaki ani değişikliklere karşı daha fazla riske maruz bırakması; Hükümetin, mudilerin yabancı para erişiminin sınırlandırmasını da içerebilecek, daha fazla “uç/radikal” önlemler alması olasılığının artması; faaliyet ortamının daha da bozularak bankaların ‘ödeme gücü göstergelerinde zayıflamaya’ neden olabilmesi ihtimali” ifadelerine yer verildi.

Oldukça önemli ve ses getirebilecek yukarıdaki olumsuz beklentilerin yanında dereceleme kurumu, saptanan “negatif görünümün”, “ülke notundaki negatif görünüme uyumu olarak, sermaye kontrolü ihtimalinin daha da artması riskini yansıttığını” aktardı.

Kurumun yorumlarında belirttiği gerekçelere yakından baktığımızda, hiç birinin sürpriz olmadığı; kısa vadeli dış borç ödemeleri, yıl içinde vadesi gelecek olan uzun vadeli dış borç taksit ödemeleri ve yurtdışı yerleşiklerin döviz mevduatlarının toplamı döviz rezervlerinin 2,6 katına ulaştığı için riskli bir görünüm sergilediğini görmekteyiz. Keza, dış kaynak bulma/yenileme maliyetinin de, Şubat ayından bu yana 4 puan artmış olması olgusu, kurum söylemlerini güçlendirmektedir.

Özün özü: Tünelin ucundaki ışığı gören bir adım beri çıksın, biz de öğrenelim..

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com

Kısa Yollar